Haber

Türkiye ile İsrail Arasındaki Ticaretin Boyutu Ne Kadardır? Ne Alıyoruz Ne Satıyoruz?

Hamas’ın İsrail’e savaş ilan etmesinin üzerinden bir ay geçti. Bu süreçte çoğu Filistinliye zulmedildi. Çocuk olsun, sivil olsun çoğumuz görüntülere bakamıyor ve günümüzde pek çok insan bu insanlık dışı olayları anlayamıyor. Türkiye’de toplumun her kesiminden İsrail’e yönelik tepkiler artıyor. Ancak olayın ekonomik boyutu da var. Türkiye-İsrail ilişkileri inişli çıkışlı bir süreçten geçerken bunun ticari boyutu nedir?

Siyasi uzmanlar, Hamas ile İsrail arasında başlayan ancak Filistin halkına yönelik orantısız şiddet ve vahşete dönüşen savaşı tartışmaya devam ediyor. Türkiye-İsrail ilişkilerinde dönemsel gerginlikler yaşanıyor. En önemli iki olaydan biri “Davos Krizi”, diğeri ise “Mavi Marmara Saldırısı”ydı.

‘Davos Krizi’ ya da ‘bir dakikalık çıkış’ olarak da anılan olay, 29 Ocak 2009’da Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu panelinde, dönemin Başbakanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail’in Filistin olduğu iddiasını dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e yöneltti. Kendisine uyguladığı zulme ilişkin sert açıklamalarda bulunarak panelden ayrıldı.

İHH İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi tarafından, İsrail’e 70-80 mil uzaklıkta, Akdeniz’deki uluslararası sularda Gazze’ye insani yardım taşıyan 6 gemiye yönelik düzenlenen “Mavi Marmara saldırısı” olarak bilinen bir diğer önemli olay, 31 Mayıs 2010’da İsrail Savunma Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği bir saldırıdır.

Olayda, 800 yolcusu bulunan Mavi Marmara gemisindeki 10 yolcu, gemiye çıkan İsrailli komandolar tarafından öldürülürken, yaklaşık 60 kişi de yaralandı. Türkiye bu olaya sert tepki gösterdi ve İsrail ile ilişkilerini sonlandırdı. Olaydan üç yıl sonra İsrail, Türkiye’den resmen özür diledi ve saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine tazminat ödemeyi kabul etti.

Tüm bu süreçlerde Türkiye-İsrail ticari ilişkilerine geri dönelim ve aralarında İsrail ile hiçbir alakası olmayan birçok firmanın da bulunduğu son dönemde artan ekonomik tepkilere ve boykot çağrılarına bakalım.

Alaattin Aktaş, Ekonomim’de, ‘İsrail’e ne satıyoruz, onlardan ne alıyoruz?’ başlıklı yazısında ekonomik boyuta değiniyor.

Aktaş öncelikle protestoları eleştiriyor: Öyle bir tuhaflık görüyoruz ki, İsrail menşeli olup olmadığı tartışılan eserlerin parası ödenip satın alınıyor, sonra tüketilmiyor ve çöpe atılıyor. Eğer bir İsrail şirketi bu ürünü üretiyorsa, onu satın almak ve kullanmamak o şirket için para kazanmakla aynı şey değil mi? Bize zararı yok…

Aktaş, İsrailli ya da farklı yabancı şirket olduğu düşünülen şirketlerin boykot edilmesi konusuna şu perspektiften yaklaşıyor: “Şirket Türkiye’de kuruluysa ve burada faaliyet gösteriyorsa vatandaşlarımız burada çalışıyor, istihdam sağlanıyor, vergi geliri elde ediliyor, ihracat yapılıyor. yapılır ve döviz kazanılır.”

Son olarak ‘Mümkünse bu ülkeyle ticareti bırakalım’ diyor ve ekliyor:

Bakın İsrail’in süpermarket zincirleri zaten bu yönde adımlar attı. Onu da atalım. Burada üretilen eserlerle uğraşmayın! İşe odaklanalım. Gücümüz yetiyorsa bu ticareti durduralım. Ama bakın, zarara uğrayacağız. İsrail’e ilk dokuz ayda 4,2 milyar dolarlık mal sattık ama aldığımız malın miktarı 1,3 milyar dolardı.

2013-2023 döneminde (sadece 2023’ün ilk 9 ayı) ithalat-ihracat seyri bu şekilde görünüyor.

Aktaş finalde “Türkiye aradaki farkı elbette bir şekilde telafi edecektir” derken, yeni pazarlar bulmanın da ticareti durdurmanın da kolay olmadığını söyledi.

Sözlerini şöyle bitiriyor: “Mümkünse ticareti durdurmak, Türkiye’de mühendis ve işçilerimizi çalıştıran, araçlarımızla taşınan ve ihracatımıza yönelik ürünler üreten tesislerle uğraşmaktan çok daha az olumsuz etkisi olacak bir adımdır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu